Bu hafta ders adına pek birsey yapmamamız daha cok oyun oynamamız, bizim moral depolamamız acısından gayet iyiydi aslında. Ama eger projeler uzerinde hocamızın rehberliginde biraz daha calısabilseydik daha iyi olurdu bence. Cogu arkadasımızla konustugum kadarıyla oyunlar gercekten cok zevkliydi. Tahminimce bu haftaki ders proje uzerinde calısmak acısından daha kolay gececek, o yuzden herkese simdiden kolay gelsin..
Bu hafta ben en çok bu meseleye takıldım, yetenek doguştan mı gelir, sonradan mı kazanılır ?
İnanç hocanın bu konuda ki yorumu üzerine kısa süren yaşanan sessizligin arkasından aslında nelerin gelecegini tahmin ediyordum. Birileri kalkıp genden, genetikten, beyinden başlayıp ( ya da zaten bu cıkarımı yapacak kadar yetenekli oldugumuza inanarak bodoslama ) ; yok efendim dogustan gelmesi hakkaten önemli diyecekti. Yanılmadım .!!
Ders arasında düşümdüm ve dedim ki bu sorunun sorulması ve bu konunun tarşılıması için dogru bi yer olmayabilir burası. Biz, hemen hemen hepimiz, dogustan yetenekli oldugumuza inanmış insanlarız bu üniversitenin öğrencileri olarak.. Bu okulda kime sorsanız hiç çalışmamıştır üniversite sınavına, öyle bi bakıp girmiştir, yok başına bişey gelmiştir, dogru düzgün test kitabının kapağını açmamıştır …yalan mı ? Kimse çalıştım ben , hem de düzenli çalıştım, lise hayatımda da ondan öncesinde de beni böyle bir öğrenci olmaya yönlendirdiler ,benimle ilgilendiler, cogu zaman gözde oldum bu da bana görünmeyen sorumluluklar yükledi ve ben ders çalıştım demez… Çünkü bizim için doğuştan zeki olmak önemlidir. Kılını kıpırdatmadan üstün yetenekleriyle önde olan insan olmaya pek meraklıyız toplum olarak.
Bunun tabi ki biçok sebebi var. Anne ve babamızla başlar zaten bu kime çekmiş hikayesi..”Zeki çocuk aynı babası gibi” ..Bizde kan, ırk, soy, dogustan getirdiklerin önemlidir. Bununla kıymete binersin ya da yergiye ugrarsın. ” Kanı bozuk” gibi bi deyimi herhalde kullanan başka da bi millet yoktur.
Netice itibariyle bunun gibi bi çok sebepledir ki biz sonradan geliştirilmiş olan yetenekleri kabul etmekte zorlanırız. O bi acizliktir bizim için ve çaba sarfetmek gerekir. Bunu en zor kabul eden kitlelerden biridir diye düşünüyorum Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri..Biz bize özgü, kolay kolay kimse de bulunmayan ve edinilmesi de mümkün olmayan yeteneklere sahibiz!!! nasıl olurda herkes yeterli ilgi ve çaba gösterilirse bizimle aynı kıvama gelebilir ki ? O zaman bizim herkesten ne farkımız kalır ki ? O zaman bize bunları düşündüren, söyleten “Ego” canavarı bizi nasıl sırtında taşır ki ….??
Hele hele öğretmen adayları olarak bizler hem de dogustan getirdigimizi düşündügümüz bu yeteneklere sıkı sıkıya baglanıp nasıl olur da böyle bir meslegi yürütebilir ki ? Düşünsenize ben zaten baştan kabullenmişim ne kadar çabalarsan çabala hamurunda yoksa hiçbişey olmayacagına ve de sınıfa böyle giriyorum. Ben öğreterek değiştiremeyeceksem niye öğretmenim ? Bu kabullenmeyi yaptıgımızda biz öğretmenlere hiç de ihtiyaç kalmıyor zaten..Zeki olan zaten kendi kendine de öğrenir , e aptal olana da zaten çok da faydalı olamıyoruz peki o zaman biz niye varız ?
Bütün bunlar bi yana, hadi sonradan kazanılmış olmasın , diyelim ki hakikaten bizler Allah’ın lütfuyuz ( ? ) böyle davranarak kendimizi soyutlarak , o sahip oldugumuzu düsündügümüz yeteneklerle kendimizi farklı bi yere koyarak nasıl o yeteneklerin faydalı amaçlar için kullanılmasını saglayabiliriz ki ? Nasıl bir ve bütün olabiliriz ( en çok karşılaştıgımız problemlerden biri de bu ) Başkalarının da yeteneklerinin geliştirilebilecegine ve imkan verildigi ve yeterli ilgi gösterildigi takdirde birçok insanın başarılı olabilecegine inanmak zorundayız…
Bununla ilgili şöyle bişey düşünürüm hep :
Hidrojen de farkındaydı herhalde nasıl da önemli bir element oldugunun. Dünyanın agırlıkça %90 ını oluşturdugunu, tum besinlerin içinde bulunması gerektigini hatta yine kendi gibi ego’ lu ellerde bombaya bile dönüşebileceginin farkındaydı. Ama benim gözüm de Oksijene el uzattıgı ve de onu önemseyip biraya gelerek suyu oluşturdugu andır hidrojenin olgunluga ulaşması. Umarım hepimiz bu olgunluga ulaşırız…..
Posted in SCED 487 | Leave a Comment »
Gec kalınmıs bir blog yazma girisimi icin herkesten ozur diliyorum oncelikle. Gelelim 16.03.2007 tarihli derse…..
Küme oyunun sosyal olarak kattıklarına diyecek sözüm yok . İletişimi kuvvetlendirebilir, peer learning için zemin hazırlayabilir,kendini cekinmeden ifade etme alıskanlıgı kazandırabilir….Ama..
Kumeler konusuna girizgah yaparken konuyu ogretmede cok da etkili olup olmayacagı konusunda tereddütlerim var.Çünkü bu konu anlatılırken en önemli sorun şema üzerinde hangi bölgenin neyi ifade ettigi anlatılırken yaşanıyor. Oyunun başında da bu kabullenmeyle başlıyoruz yani hangi özellikleri hangi boşluklara yazacagımızı bildigimiz öngörüsüyle yola cıkıyoruz ya da çıkarılıyoruz.
Bölgelerin tanımlanması ile ilgili ben şimdilik oyuna bir ek yapamıyorum ama düşünmeye devam edecegim. Onerisi olan arkadaşlar varsa bilgilendirse sevinirim.
Posted in Uncategorized | Leave a Comment »
Zincir oyununu oynanırken birtakım kural hataları yapılmasına karşın oyunun iyi veya kötü oynandıgı ile ilgili yorum yapmak bence mümkün değil. Çünkü zincir oyunu her bireyin oyunu algılamasına göre farklı şekilde yorumlanabilir diye düşünüyorum. Zincire kapılıp kovalamak isteyen böyle bir anlayış içinde hareket etti diğer tarafta oyunda kaçan tarafta olmanın esas amaç olduguna inanlar mümkün oldugunca zincire yakalanmamak için direndiler. Zincir koptugunda oyun bozulacaktı ancak böyle bir kopma yaşanmadı. Ama belki de oyunun en zevkli tarafı buydu. çünkü bu sayede oyun daha uzun oynanabilirdi. Ama amaçlar dogrultusunda o kadar keskin hareket edildi ki kimse zinciri bozmaya yeltenmedi. Zinciri bozmak oyunu bozmak olur diye düşünenler ” oyun bozan” olmamak için bilerek böyle bir girişimde bulunmadılar. Oysa belki de ” gerçek “oyun kuran” olacaklardı.
Bütün bunlara ragmen ben bu oyundan hiç tahmin etmediğim bir sonuç çıkardım. Bu okulda her ögrencinin bireysel yetiştirldiğine eğitimin hepimizi bireyci anlayışa sürüklendiği düşünülür. Hatta ben de böyle düşünenlere çok büyük bir oranda katılıyorum. ama gördüm ki birlik olmak isteyen , ekip başarısına inanan , başarıya ulaşmanın çogulculukla mümkün olduguna bilinc altında inanan baya bir arkadaşım varmış. Çünkü bu derste hepimiz rahatız, midterm düşünmüyoruz , curve düşünmüyoruz ( yarışmıyoruz )…Demek ki bu koşullar altında ekip olabiliyoruz…
—Ekibimizin Huizanga makalesinden çıkardıkları:
Huizanga have proposed that play is the characteristic human activity which precedes and transforms work. Not only does the generic structure of a learning activity represents a design framework for linking learner doing and thinking, but also play and work in ways we will need to understand better if we are to harness the extra-curricular ICT literacies of younger learners .
General Characteristics:
1. Freedom
2. Not ordinary, not real life . ( just entertainment )
3. Limitedness and secludedness
Formal Characteristics :
1. No material interest.
2. No profit
3. Promotes teh formation of social grouping.
4. There are proper bounderies of time acording to fixed rules.
Posted in SCED 487 | Leave a Comment »
THIAGI : ” Birşey öğretilebiliyorsa oynanabilir. “
Bunu ogün derste İnanç öğretmenden duydugumdan beri beynim sürekli kurgulamaya çalışıyor. Bir kimya öğretmeni olarak her kimya konusunu oyun oynatarak öğretebilir miydim ? Bu benim için iyi bir tetikleyici oldu sanırım. Şu ana kadar bu konu üzerinde o kadar da kafa yormamıştım. Derste şu sırttan sırta aktardığımız şekil oyununun sonuçlarını gördüğümde acaba biz insanları da bu kadar farklı mı algılıyoruz diye düşündüm. Bugün staj yaptıgım okulda öğrencileri ve birkaç farklı öğretmenin onlar hakkındaki yorumunu dinledikten sonra da bunu düşünmekte ne kadar haklı oldugumu gördüm. Umarım iyi bir öğretmenden önce iyi bir iletişimci olur ve mutlak değerden , dinamikten, avagadro sayısından önce iletişim kurmayı öğretebiliriz.
Not : Bir öğretmenin şişko oldugu için ayı gibi benzetmesiyle kendince çok güzel ifade ettiğini düşündüğü sürekli kavga eden çocukla tanışmak için can atıyorum. Atom ve Molekül oyunumu oynatmak için sanırım nurtopu gibi öğrencilere ihtiyacım olacak. Kavga etme isteklerini belki reaksiyona girdirerek törpüleyebilirim
Posted in SCED 487 | Leave a Comment »
23.02.2007 Sced 487 dersinin içeriği ile ilgili….
O gün yaptığımız ders sanırım tüm okul hayatımda ( ki benim ki nin baya uzun sürdüğü düşünülürse
) bulunduğum en eğlenceli dersti diyebilirim. oynadığımız oyunların hem birey olarak bana hem de eğitimci Özlem ‘ e çok faydası olacağını düşünüyorum. Herşeyden önce çok eğlendim, derse olan odağım ve ilgim daha ilk günden arttı. Yaklaşık 2 buçuk saat biraradaydık ve ben bu geçen sürenin farkıba bile varmadım. Kendi içinde bulunduğum durumu düşündüm, konsantrasyon problemimim nasıl büyük olduğunu da ve bunu kendi öğrencilerime de konstrasyon artıcı olarak uygulayabileceğime karar verdim. Ayrıca dersin başında oynadığımız Ayna oyunu da konsantrasyon için birebir diye düşünüyorum hatta hiç vakit kaybetmeden ders verdiğim öğrencilerimden birine uyguladım bile, kesinlikle işe yarıyor . Oyun sırasındaki bizlerin doğum mevsimi, doğum yeri gibi gruplara ayrılmamızın biçok getirisinin olduğunu zaten konuşmuştuk. Ama bence en önemlisi samimiyeti sağlamasıydı. Çünkü ben öğrencilerin öğrenememesindeki en büyük sorunun soru sormaktan kaçınmaları olduğunu düşünüyorum. Biz üniversitede omamıza rağmen hala birçoğumuz topluluk içinde konuşmaktan ve birşey sormaktan çekiniyoruz. Duymadıysak ya da anlamadıysak pas geçiyoruz. Bunun sebebi de etrafımızdaki insanların ne düşüneceğinden nasıl tepki vereceklerinden korkmamız. Öğrenme ortamında bireyler birbirlerini ne kadar iyi tanır ve birbirlerine karşı ne kadar samimi olurlarsa doğal ve rahat öğrenme zemininin hazırlanmasının o kadar kolay olacağını düşünüyorum. Ayrıca oynanan oyunun her bireyin katılımını sağlaması öğrenme ortamında herkesin kendine daha fazla güvenmesini sağlar.Eklemek istediğim son birşey daha var. Bana kalırsa oyun ,çok hızlı öğrenilen ve insanların birbirlerine aktarmaktan mutluluk duyduğu bir aktivasyon ve bu nedenle insanlara bilgiyi ulaştırmanın da en etkili yolu diye düşünüyorum. Ben oynadığımız oyunları şimdiden en az 10 kişiye anlattım bile….
Posted in SCED 487 | Leave a Comment »